Barış adı altında Yavuz–İdris-i Bitlisi işbirliği?
Aleviler yine hedefte — Tan’dan “İslam’la hesaplaşma”, Öztürk’ten “hepsini katletseler”
AB’nin terör örgütleri listesinde yer alan PKK’nın lideri Abdullah Öcalan’ın Yavuz Sultan Selim–İdris-i Bitlisi ittifakını tarihsel bir Türk-Kürt ortaklığı modeli olarak öne çıkarması dikkat çekiyor. Altan Tan’ın “Ali’siz Aleviler” çıkışı ve Kemal Öztürk’ün Arap Alevilerine yönelik “Bu Nusayrilerin hepsini katletseler yeridir diyesiniz geliyor” sözleri ise şu soruyu gündeme getiriyor: “Barış” adı verilen yeni siyasal denklem kurulurken Aleviler neden yeniden hedef gösteriliyor?
Birol Kılıç, Viyana’dan gözlem ve analizler, 29.08.2026
Son birkaç gün içinde kullanılan ifadeler sıradan bir siyasi polemiğin sınırlarını aştı. Eski HDP milletvekili Altan Tan, Alevileri “geleneksel”, “siyasal”, “Ali’siz”, “ateist” ve “sözde Alevi” diye tasnif ederken, “siyasal Aleviler” olarak adlandırdığı kesimin yalnız Erdoğan ve AKP ile değil, “topyekûn İslami kesimle” ve “özünde İslam’la” hesaplaştığını ileri sürdü. Gazeteci ve eski Anadolu Ajansı Genel Müdürü Kemal Öztürk ise Suriye’deki Nusayrileri konuşurken bütün bir inanç topluluğunu “hepsi” sözcüğüyle katliam cümlesinin içine yerleştirdi. İki kişinin aynı siyasi plan doğrultusunda hareket ettiğine ilişkin bir veri yok. Ancak iki açıklamadaki ortak nokta dikkat çekici: Tek tek kişilerin siyasi tercihleri veya somut fiilleri yerine, geniş bir inanç topluluğu kimliği üzerinden topluca tanımlanıyor.
Altan Tan’ın tepki çeken sözleri : “Hepsinin özünde İslam’la hesaplaşmaları var”
Altan Tan’ın sözleri yalnız “Ali’siz Aleviler” ifadesinden ibaret değil. Tan, “siyasal Aleviler” diye adlandırdığı kesimin geçmişten bugüne muhafazakâr ve İslamcı siyasi aktörlerle karşı karşıya geldiğini savundu; Adnan Menderes, Turgut Özal, Necmettin Erbakan ve Recep Tayyip Erdoğan’ı aynı tarihsel-siyasi çizginin içine yerleştirdi. Ardından bu kesimin “topyekûn İslami kesimle” ve “özünde İslam’la da bir hesaplaşması” bulunduğunu söyledi.
Buradaki ayrım önemli. Bir siyasi iktidara, Milli Görüş’e, AKP’ye veya siyasal İslam anlayışına karşı çıkmak ile İslam dinine karşı olmak aynı şey değil. Tan’ın kullandığı çerçeve ise siyasi muhalefeti daha geniş bir dinsel çatışmanın içine taşıyor. Böylece kendi “siyasal Alevi” kategorisine yerleştirdiği insanların tutumu yalnız bir hükümete veya ideolojiye muhalefet olarak değil, “İslami kesimle” ve nihayet “İslam’la hesaplaşma” biçiminde sunuluyor. Türkiye’nin mezhepsel hafızası düşünüldüğünde bu küçük bir kelime tercihi değil; Alevilerin geniş Sünni-Müslüman toplumun karşısında ayrı bir blok gibi algılanmasına yol açabilecek bir çerçeve.
Tan, 28 Ağustos’ta yayımlanan yazısında da geri adım atmadı. Yazının başlığı doğrudan “Ali’siz ateist sözde Aleviler neyin peşinde?” idi. Metinde “Ali’siz, ateist Alevi asıllılar” ifadesini kullandı ve ardından “Bakın, Alevi demiyorum” diye ekledi. Anne ve babaları Alevi olsa bile bugün Alevilikle veya herhangi bir dinle ilişkileri bulunmadığını düşündüğü kişilerin Alevi olarak tanımlanmasına karşı çıktı. Alevilik üzerinden “solculuk, sosyalistlik, Marksistlik, ateistlik” yapıldığını ileri sürdü; bunu “dolandırıcılık” ve “sahtekârlık” sözleriyle nitelendirdi.
Mesele Tan’ın Alevilik üzerine teolojik bir görüş taşıması değil. Tartışmalı olan, milyonlarca insanın taşıdığı bir kimliğin bir siyasetçi tarafından “geleneksel”, “Ali’siz”, “ateist”, “Marksist” veya “sözde” diye dışarıdan tasnif edilmesi ve ardından belirli Alevilerin “İslam’la hesaplaşan” bir siyasi kategori içinde sunulması. Bu yaklaşım kaçınılmaz olarak “makbul Alevi–makbul olmayan Alevi” tartışmasını doğuruyor. Alevi kuruluşlarının itirazı da tam burada yoğunlaşıyor: Aleviliğin sınırlarının dışarıdan çizilemeyeceği, kimin “gerçek” veya “sözde” Alevi olduğuna bir siyasetçinin karar veremeyeceği belirtiliyor.
Yavuz–İdris-i Bitlisi göndermesi neden Alevileri rahatsız ediyor?
Tartışmanın bir de tarihsel arka planı var. PKK lideri Abdullah Öcalan, örgütün 2025’teki kongresine gönderdiği değerlendirmede “Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisi ittifakı çok önemlidir” diyerek bu ilişkiyi Osmanlı-Kürt ortaklığının önemli tarihsel örneklerinden biri olarak sundu. Çaldıran, Mercidabık ve Ridaniye savaşlarını da Kürt-Osmanlı ittifakının sonuçları arasında değerlendirdi.
Bu tarihsel örneği yakın dönemde yalnız Öcalan gündeme getirmedi. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş da Şırnak’ta yaptığı bir konuşmada Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisi arasındaki ittifakı Türklerle Kürtlerin tarihsel ortaklığı açısından olumlu bir örnek olarak anlattı. Sözleri Alevi kuruluşlarının sert tepkisine yol açtı; çeşitli Alevi federasyonları ve dernekleri, Yavuz döneminin Kızılbaş-Alevi hafızasında taşıdığı ağır anlamı hatırlattı.
Çünkü Yavuz Sultan Selim–İdris-i Bitlisi ilişkisi yalnız Osmanlı’nın doğuya doğru genişlemesinin veya bazı Kürt emirlikleriyle kurduğu ittifakın tarihi değil. Aynı dönem Alevi-Kızılbaş hafızasında Çaldıran, Kızılbaşların takibi, ağır baskılar, fetvalar, sürgünler ve öldürmelerle birlikte anılıyor. Öldürülenlerin sayısı ve olayların kapsamı tarihçiler arasında tartışmalı olsa da Kızılbaşların dönemin siyasi ve dinî dilinde tehlikeli, sapkın ve cezalandırılması gereken bir topluluk olarak gösterildiği tarihsel bir gerçek.
Bu nedenle Yavuz–İdris-i Bitlisi ittifakının bugün yeniden bir “Türk-Kürt birlik modeli” olarak sunulması Aleviler açısından nötr bir tarih göndermesi değil. Alevi hafızasında ister istemez başka bir soru doğuyor: Geçmişte bu ittifakın karşısında kalan Kızılbaşların bugünkü torunları, kurulmak istenen yeni siyasi denklemde nerede duracak?
Elbette tarihsel bir ittifakın bugün anılması, kendi başına Alevilere yönelik bir tehdit bulunduğunu göstermez. Böyle bir sonuç çıkarmak için somut kanıt gerekir. Fakat aynı dönemde Alevilerin bir bölümünün “İslam’la hesaplaşan”, “Ali’siz”, “ateist” veya “sözde Alevi” olarak tanımlanması; hemen ardından Arap Alevilerinin tamamını kapsayan “hepsini katletseler” gibi bir cümlenin ulusal televizyonda kurulabilmesi, tarihsel göndermenin yarattığı hassasiyeti büyütüyor.
Ortaya çıkan soru bu nedenle basit değil: Yeni bir Türk-Kürt siyasi uzlaşması kurulurken Aleviler bunun eşit yurttaşları mı olacak, yoksa itiraz eden Aleviler yeniden “sorunlu kesim” olarak mı tarif edilecek? Başka bir ifadeyle: Bu barış kimler arasında ve kimin pahasına kuruluyor?
Milli Görüş’ten HDP’ye, HDP’den Saadet’e
Altan Tan’ın siyasi geçmişi de bugünkü sözlerini değerlendirirken önem taşıyor. 1958 Batman doğumlu Tan, mühendislik eğitiminin ardından uzun yıllar muhafazakâr ve İslamcı Kürt siyasetinde yer aldı. 1987’de Refah Partisi’ne katıldı ve partinin Güneydoğu müfettişliği görevini üstlendi. Daha sonra Kürt siyasi hareketine yöneldi; üç dönem Diyarbakır milletvekilliği yaptı ve HDP çatısı altında parlamentoda bulundu.
HDP, özellikle AKP-MHP iktidarı tarafından yıllarca PKK’nın “parlamentodaki siyasi uzantısı” olmakla suçlandı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bu nitelemeyi açık biçimde kullandı. Bu, iktidarın siyasi ve hukuki iddiasıdır; HDP ise bu tanımı reddetti. Parti hakkında açılan kapatma davasında da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı eylemlerin odağı haline geldiği ileri sürüldü.
Tan ise 2018’de HDP’den ayrılarak Milli Görüş geleneğinin devamındaki Saadet Partisi’nden İstanbul milletvekili adayı oldu. Ayrılırken HDP içindeki “marjinal sol” etkisini eleştiriyor, HDP ile HÜDA PAR arasında bir Kürt siyasi ittifakını tercih edeceğini söylüyordu. Bu geçmiş, bugün Aleviler hakkında kullandığı “Marksist”, “ateist” ve “İslam’la hesaplaşan” kategorilerini tek başına açıklamaz; ancak kullandığı siyasi dilin hangi düşünsel çevreden geldiğini anlamak açısından göz ardı edilemez.
“Madem bu anlaşma imzalandı, mutabakat sağlandı”
Altan Tan’ın Alevilere ilişkin çıkışlarının Türkiye’de yeni “çözüm” veya iktidarın kullandığı ifadeyle “Terörsüz Türkiye” sürecinin hızlandığı bir döneme rastlaması tartışmayı daha da hassas hale getiriyor. Tan, 17 Ağustos’ta Ruşen Çakır’a verdiği söyleşide devlet ile PKK arasındaki süreci değerlendirirken “Madem bu anlaşma imzalandı, mutabakat sağlandı” dedi; PKK’nın kampları boşaltması ve devletin bunu tespit etmesi gerektiğini savundu. Aynı söyleşide bölgesel perspektifini “Türk-Kürt-Arap ittifakı”, “Türkiye’nin havzasal genişlemesi” ve “entegrasyon süreci” kavramlarıyla anlattı.
Burada sınırı açık tutmak gerekiyor. Tan’ın “anlaşma imzalandı” sözü kendi ifadesidir. Kamuoyuna açıklanmış, devlet ile PKK temsilcilerinin imzalarını taşıyan bir anlaşma belgesi bulunmuyor. Dolayısıyla gizli veya yazılı bir anlaşmanın içeriği konusunda kesin hükümler vermek mümkün değil.
Buna karşılık sürecin artık yalnız görüşmelerden ibaret olmadığı da açık. TBMM’nin 10 Ağustos 2026’da kabul ettiği Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun, PKK/KCK’nin fiilî varlığını sona erdirmesi ve silahlarını teslim etmesinin güvenlik kurumlarınca tespit edilmesinden sonraki hukuki işlemleri düzenliyor. Teklifin ilk imzacıları arasında AKP’den Numan Kurtulmuş ve Abdullah Güler, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile DEM Parti eş genel başkanları Tülay Hatimoğulları Oruç ve Tuncer Bakırhan bulunuyor.
Öcalan da sürecin geldiği aşamayı değerlendirirken Cumhurbaşkanı Erdoğan ile MHP lideri Bahçeli’nin ortaya koyduğu “güçlü siyasi irade”den söz etti. Dolayısıyla Ankara ile İmralı arasında hiçbir siyasi örtüşme bulunmadığını söylemek artık mümkün değil. Ancak bu siyasi yakınlaşmadan hareketle Alevilere karşı gizli bir plan veya anlaşma bulunduğu sonucuna varmak da mevcut belgelerin taşıyabileceğinden daha ileri bir iddia olur.
Asıl dikkat edilmesi gereken nokta başka: Yeni Türk-Kürt uzlaşmasının konuşulduğu günlerde, bazı Alevilerin aynı süreç içinde “İslam’la hesaplaşan”, “Marksist”, “Ali’siz” veya “sözde” bir kesim olarak tarif edilmeye başlanması.
Kemal Öztürk’ün cümlesindeki kritik sözcük: “Hepsi”
Altan Tan tartışması sürerken bu kez eski Anadolu Ajansı Genel Müdürü Kemal Öztürk’ün NTV’deki sözleri gündeme geldi. Öztürk, Suriye’de Esad yönetimi döneminde yaşandığını söylediği ağır insan hakları ihlallerini anlatırken Sednaya Cezaevi, İdlib, Afrin ve Halep kırsalından söz etti. Önce Sednaya için, “Orada çalışmış çöpçüyü bile assalar, kurşuna dizseler yeridir dersiniz” dedi.
Ardından kapsamı çok daha geniş bir cümle kurdu:
“İdlib’de, Afrin’de ve Halep kırsallarında öyle korkunç hikâyeler dinledim ki, ‘Bu Nusayrilerin hepsini katletseler yeridir’ diyesiniz geliyor.”
Öztürk daha sonra “Ama bakın intikam almadılar” diyerek sözünü sürdürdü. Bu devam cümlesi bağlam açısından önemlidir ve görmezden gelinmemelidir. Ancak tepkinin merkezindeki sorun da böylece ortadan kalkmıyor: “Nusayrilerin hepsi.”
Bir rejimin, ordunun veya tek tek faillerin işlediği suçları araştırmak, suçluların yargılanmasını istemek başka şeydir; sorumluluğu milyonlarca insanın mensup olduğu bir inanç kimliğine genişletmek başka. Rejim yanlısı veya karşıtı, çocuk veya yetişkin, suç işlemiş veya hiçbir suça karışmamış olmasına bakılmaksızın “Nusayrilerin hepsi” denildiğinde bireysel sorumluluğun yerini kolektif suçlama alıyor.
Sorun bu nedenle yalnız “katletmek” fiili değildir. Ondan önce gelen “hepsi” sözcüğüdür.
Öztürk de sıradan bir sosyal medya kullanıcısı değil. Uzun yıllar Türkiye’nin siyasi ve medya merkezinde çalıştı; dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın basın danışmanlığını yaptı, daha sonra Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü oldu. Böyle bir geçmişe sahip bir gazetecinin ulusal televizyon ekranında bütün bir Nusayri toplumunu “hepsini katletseler” cümlesinin içine yerleştirmesi, sözlerin yarattığı tepkiyi daha da büyüttü.
Alevi kuruluşları bu ifadeyi bir dil sürçmesi olarak görmedi. Arap Alevi ve diğer Alevi kuruluşlarından gelen açıklamalarda, herhangi bir toplumun işlediği iddia edilen suçların o toplumun bütün üyelerine yüklenemeyeceği vurgulandı. Bazı kuruluşlar sözleri nefret söylemi olarak nitelendirirken, soruşturma çağrıları da yapıldı. Demokratik Alevi Dernekleri ise Altan Tan ile Kemal Öztürk’ün açıklamalarını aynı değerlendirmede ele alarak Alevilere yönelik nefret dilinin normalleştirilmemesi gerektiğini bildirdi.
Eski bir fay hattında yeni siyasi dönem
Altan Tan ile Kemal Öztürk’ün aynı siyasi plan doğrultusunda hareket ettiğini gösteren bir veri yok; böyle bir bağlantı kurmak eldeki bilgilerin ötesine geçer. Ancak kullanılan dilin ortak bir yönü var. Tan, Alevilerin bir bölümünü “İslam’la hesaplaşan” siyasi bir kategoriye yerleştiriyor ve bu kesimi “Ali’li”, “Ali’siz”, “geleneksel”, “Marksist”, “ateist” ve “sözde” diye ayırıyor. Öztürk ise Suriye’de belirli kişi ve kurumlara yüklenebilecek suçları “Nusayrilerin hepsi” ifadesiyle bir inanç topluluğunun tamamına doğru genişletiyor.
Türkiye’de Alevilerin tarihsel hafızası nedeniyle bu tür genellemeler sıradan sayılamaz. Maraş, Çorum ve Sivas gibi kitlesel şiddet olaylarının öncesinde ve sırasında da Aleviler hakkında siyasi, dinsel ve ahlaki suçlamalar dolaşıma sokulmuş; toplumun bir kesimi diğerine karşı kuşku ve düşmanlıkla beslenmişti. Bugünkü Türkiye’nin aynı noktaya sürüklendiğini söylemek için ortada kanıt yok ve böyle bir hüküm doğru olmaz. Fakat geçmişin bıraktığı ders de açık: Bir topluluğun önce kimliği üzerinden genellenmesi, ardından siyasi veya dinsel bir tehdit gibi sunulması hafife alınabilecek bir dil değildir.
Üstelik bugün tartışılan siyasi süreç “barış”, “kardeşlik”, “toplumsal bütünleşme” ve “Türk-Kürt ortaklığı” kavramları üzerinden yürütülüyor. Böyle bir dönemde Alevilerin bir bölümünü “İslam’la hesaplaşan” kesim olarak göstermek veya Arap Alevilerinin tamamını “katletmek” kelimesiyle aynı cümleye sokmak yalnız Alevileri ilgilendiren bir mesele değil. Türkiye’nin Sünni, Alevi, Kürt, Türk, seküler ve muhafazakâr kesimleri arasındaki kırılgan toplumsal dengeleri ilgilendiriyor.
Bir siyasetçiyi eleştirmek başka, onun inancını tartışma konusu yapmak başka; suç işlemiş kişileri yargılamak başka, onların mensup olduğu toplumun “hepsini” aynı suç ve katliam cümlesinin içine sokmak başkadır.
Altan Tan’ın “İslam’la hesaplaşma”, “Ali’siz”, “ateist” ve “sözde Alevi” sözleriyle Kemal Öztürk’ün “Nusayrilerin hepsi” ve “katletseler yeridir” ifadelerinin aynı günlerde gündeme gelmesi, Alevi kuruluşlarının neden sert tepki gösterdiğini anlamak için yeterince ağır bir tablo oluşturuyor.
Ve Yavuz Sultan Selim–İdris-i Bitlisi ittifakının yeniden olumlu bir tarihsel model olarak dolaşıma sokulduğu bu yeni siyasi dönemde Alevilerin sorduğu soru da ortada duruyor:
Bu yeni “barış” ve ittifak düzeninde Alevilere biçilen yer gerçekten eşit yurttaşlık mı olacak; yoksa itiraz eden Aleviler yeniden “İslam’la hesaplaşan”, “sözde” veya “sorun çıkaran” bir toplumsal kesim olarak mı gösterilecek?
Kaynaklar
Independent Türkçe – Altan Tan, “Ali’siz ateist sözde Aleviler neyin peşinde?”
https://www.indyturk.com/node/781786/t%C3%BCrki%CC%87yeden-sesler/alisiz-ateist-s%C3%B6zde-aleviler-neyin-pe%C5%9Finde
Medyascope – Altan Tan’ın Ruşen Çakır’la 17 Ağustos 2026 tarihli söyleşisi
https://medyascope.tv/2026/08/17/cozum-surecinin-kaderini-kimler-belirleyecek/
Cumhuriyet – Kemal Öztürk’ün NTV’de Nusayriler hakkında kullandığı sözler
https://www.cumhuriyet.com.tr/siyaset/ntv-canli-yayininda-katliam-gondermesi-nusayrileri-hedef-alan-kemal-ozturk-e-buyuk-tepki-2533192
PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri’nin Altan Tan ve Kemal Öztürk açıklaması
https://pirha.org/dad-alevilere-yonelik-nefret-soyleminin-normallestirilmesine-izin-vermeyecegiz-525908.html/29/08/2026/
YOL TV – Altan Tan’ın Alevilere yönelik sözlerine Alevi kurumlarının tepkisi
https://www.yoltv.com/2026/08/28/aleviligi-tanimlamak-da-alevilere-baris-dersi-vermek-de-senin-ve-senin-gibilerin-haddi-degildir-altan-tan/
YOL TV – Alevi örgütlerinden Altan Tan’a tepki ve yargıya çağrı
https://www.yoltv.com/2026/08/26/alevi-orgutlerinden-yargiya-altan-tan-cagrisi-nefret-soylemleri-karsisindaki-cifte-standart-son-bulsun/
T24 – DEM Parti’den Kemal Öztürk’ün “Nusayrilerin hepsini katletseler” sözlerine tepki
https://t24.com.tr/gundem/dem-partiden-kemal-ozturkun-bu-nusayrilerin-hepsini-katletseler-yeridir-diyesiniz-geliyor-sozlerine-tepki-bu-dil-acikca-suc-teskil-etmektedir-sorusturma-baslatilmali%2C1344660
Anadolu Ajansı – Kemal Öztürk’ün Anadolu Ajansı Genel Müdürlüğü görevinden ayrılmasına ilişkin haber ve biyografik bilgiler
https://www.aa.com.tr/tr/kurumsal-haberler/aa-genel-muduru-ozturk-gorevinden-ayrildi/96450
TBMM – Altan Tan milletvekili kaydı
https://www.tbmm.gov.tr/Milletvekili/MilletvekiliDetay?DonemId=f72877c2-f509-037b-e050-007f01005610&id=f72877c2-bf6f-037b-e050-007f01005610
TBMM – 7595 sayılı Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun
https://tbmm.gov.tr/Yasama/Kanun/3270cca3-ed00-434b-aa64-019fd1c2dd00
TBMM – Kanun teklifi, teklif sahipleri ve yasama süreci
https://www.tbmm.gov.tr/Yasama/KanunTeklifi/3270cca3-ed00-434b-aa64-019fd1c2dd00
Medyascope – Abdullah Öcalan’ın Yavuz Sultan Selim–İdris-i Bitlisi ittifakına ilişkin değerlendirmeleri
https://medyascope.tv/2025/06/04/abdullah-ocalan-cumhuriyetin-kurt-politikasini-elestirdi/
Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi – Yavuz Sultan Selim dönemi, Kızılbaşlar ve İdris-i Bitlisi üzerine akademik çalışma
https://dergipark.org.tr/tr/pub/tkhcbva/article/1157234
Cambridge University Press – Warrant for Genocide? Ottoman Propaganda Against the Qizilbash
https://www.cambridge.org/core/books/abs/violence-in-islamic-thought-from-the-mongols-to-european-imperialism/warrant-for-genocide-ottoman-propaganda-against-the-qizilbash/EA6979F5D1FD38159D1A3AE6FDC2F6AC
Bianet – Abdullah Öcalan’ın Erdoğan ve Bahçeli’nin “güçlü siyasi iradesi”ne ilişkin açıklaması
https://bianet.org/haber/ocalan-sosyal-medyaya-yansiyan-ve-bana-atfedilen-ifadeler-gercek-disi-322806