Avusturya’da devletin tarafsız olması gereken Integrationsfonds tarafından “bilimsel kamu araştırması / Integrationsbarometer 2025” kılıfıyla Türklere ve ülkede yaşayan yaklaşık 800 bin Müslümana yönelik 20 yıldır süren kültürel ırkçılık, değersizleştirme, damgalama ve şeytanlaştırmaya TKG’den hukuk dili ve bilimsel araştırma kaynaklarıyla itiraz
TKG Think Tank (Avusturya Türk Kültür Cemiyeti), ÖIF’in “Entegrasyon Barometresi 2025” (Integrationsbarometer 2025) yayınının azınlıklar üzerinde damgalayıcı etki ürettiğini ve eleştiriler sonrası sivil topluma karşı “stratejik dava yoluyla susturma” (SLAPP) benzeri bir hukuki baskı mekanizması işletildiğini savunarak Avusturya’nın resmi denetim kurumu Halk Denetçiliği’ne (Volksanwaltschaft) on yedi sayfagan oluşan yüksek Almanca ve hukuki bilgiler artı kaynaklarla dolu kapsamlı şikâyet başvurusu yaptı.

Andreas Günes, 9 Şubat 2026, Berlin
Kısa adı TKG Think Tank olan Avusturya Türk Kültür Cemiyeti Düşünce Kuruluşu, Avusturya Cumhuriyeti’nin resmi denetim organı Halk Denetçiliği’ne (Volksanwaltschaft) kapsamlı bir şikâyet başvurusu sundu.
Başvurunun odağında iki başlık bulunuyor: Birincisi, Avusturya Entegrasyon Fonu (Österreichischer Integrationsfonds – ÖIF) tarafından yayımlanan “Entegrasyon Barometresi 2025”in (Integrationsbarometer 2025) azınlıklar üzerinde yarattığı damgalayıcı etki. İkincisi ise, bu yayına yönelik anayasal olarak korunan eleştirilerden sonra ÖIF’nin sivil topluma karşı kurduğu, “SLAPP benzeri” (Stratejik dava yoluyla susturma) hukuki baskı mekanizması.
Bu başvuru, Avusturya’da entegrasyon politikasının yalnızca “teknik” bir kamu yönetimi alanı olmadığını; hukuk devleti, ifade özgürlüğü, devletin iletişim gücü ve demokratik denetim açısından kritik bir eşik hâline geldiğini gösteriyor. TKG’nin dosyası, devlet adına konuşan bir kurumun azınlıkları nasıl tanımladığı, nasıl etiketlediği, hangi kategorilerle “sorun” alanı ürettiği ve eleştiriye nasıl karşılık verdiği sorularını doğrudan gündeme taşıyor.

Bir araştırmanın ötesinde: 2000–2025’e uzanan devlet çizgisi
TKG’ye göre Entegrasyon Barometresi 2025, tek başına bir kamuoyu araştırması değildir. Aksine, 2000’li yılların başından itibaren “Müslüman Çalışmaları” (Moslem-Studien) adı altında yürütülen ve 2025’e kadar uzanan devlet destekli bir çizginin devamıdır. Bu çizgi, başlangıçta Türkiye kökenli göçmenleri hedef almış; ilerleyen yıllarda ise kökenleri, mezhepleri, yaşam biçimleri ve toplumsal konumları birbirinden tamamen farklı olmasına rağmen Avusturya’daki tüm Müslüman kökenli bireyleri tek bir homojen kategoriye indirgemiştir. “Kültür”, “değerler” ve “entegrasyon” kavramları bu süreçte seçici biçimde kullanılarak Müslümanlar giderek daha belirgin bir “sorun kategorisi” olarak sunulmuştur.
Siyasi arka plan: Gücün merkezinde şekillenen entegrasyon politikası
TKG’nin analizine göre bu yaklaşımın siyasi arka planı, özellikle ÖVP’nin uzun yıllar boyunca İçişleri Bakanlığı’nı, ardından Sebastian Kurz döneminde Uyum Bakanlığı’nı, Dışişleri Bakanlığı’nı ve Başbakanlık pozisyonlarını kontrol etmesiyle kurumsallaşmıştır. Kurz’un siyasi yükselişi boyunca yanında taşıdığı entegrasyon politikası ekibi, Avusturya’daki göçmenleri — ister 60 yıldır ülkede yaşayan Türkiye kökenliler, ister Bosna’dan gelen Müslümanlar, ister Somali, Afganistan veya Suriye’den yeni gelen sığınmacılar olsun — aynı potada eritmeye çalışan bir yaklaşımı güçlendirmiştir. Bu yaklaşım, farklılıkları yok sayarak Müslümanları giderek daha sık “siyasi İslam’ın potansiyel temsilcisi” ya da “radikalleşme riski taşıyan” bir grup gibi çerçevelemiş; böylece kültürel ırkçılığın en kaba biçimlerinden biri kurumsal düzeyde yeniden üretilmiştir.

2016 sonrası kırılma: Türkiye kaynaklı gerilimlerin Avusturya’ya yansıması
TKG’ye göre özellikle 2016 sonrası dönemde, Avusturya’daki Türkiye kaynaklı siyasi gerilimler de bu süreci hızlandırmıştır. AKP’nin Avrupa’daki siyasi faaliyetleri, Erdoğan’ın Viyana’daki seçim dönemlerine denk gelen ziyaretleri, sokak gösterileri ve bazı örgütlü yapıların görünürlüğü, Avusturya siyasetinde popülist bir karşıtlığın “tüm Türkiye kökenlilere” doğru genişlemesine zemin hazırlamıştır. TKG’ye göre bu genişleme, yalnızca siyasi bir tartışma olarak kalmamış; iş hayatında, bürokraside ve okullarda ayrımcılık ve kötü muameleye dönüşen bir iklimi beslemiştir. Böylece Avusturya’da yaşayan yüz binlerce insan, siyasi görüşleri ve yaşam biçimleri birbirinden tamamen farklı olmasına rağmen, “siyasi İslam”ın potansiyel taşıyıcısı gibi muamele görmeye başlamıştır.
Bilim görüntüsü altında devlet eliyle üretilen çerçeve
TKG’nin iddiasına göre bu iklim, devlet adına yürütülen ve “bilimsel kamuoyu araştırması” görüntüsü verilen çalışmalarla düzenli biçimde pekiştirilmiştir. Bu çalışmaların merkezi, Uyum Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı ile bağlantılı, yüksek bütçeli bir yapı olan Integrationsfonds’tur. TKG, her biri kamu kaynaklarıyla finanse edilen ve kamuoyuna “resmi veri” olarak sunulan bu araştırmaların, Avusturya basınında ve siyasi iletişimde sürekli biçimde Müslümanlar aleyhine bir “tehdit çerçevesi” üretmek için kullanıldığını savunmaktadır. Bu çerçeve üzerinden, “uyum yok” şikâyetinin son yirmi beş yıldır sistematik biçimde yeniden üretildiği ileri sürülmektedir.
2005–2025: Sistematik damgalamanın kurumsallaşması
TKG’ye göre 2005 ile 2025 arasında Avusturya’da önce Türkler, ardından tüm Müslüman kökenli insanlar, devlet tarafından finanse edilen “bilimsel kamuoyu araştırmaları” aracılığıyla sistematik biçimde damgalanmış, şeytanlaştırılmış ve potansiyel tehlike olarak sunulmuştur. 2025 sonunda yayımlanan Entegrasyon Barometresi 2025 de bu zincirin son halkasıdır.
İlk itiraz: 18 Aralık 2025 tarihli TKG analizi
Bu araştırmanın kamuoyuna açıklanmasının ardından ilk kapsamlı tepkiyi veren kurum, 18 Aralık 2025’te yayımladığı analizle TKG olmuştur. TKG, araştırmanın hem yöntemsel hem etik açıdan ICC/ESOMAR Kodex’e aykırı olduğunu, örneklem büyüklüğü ve soru kurgusunun Müslümanları bilinçli biçimde olumsuz bir kategoriye yerleştirdiğini, yaklaşık 1000 kişilik bir örneklem üzerinden yüz binlerce Müslüman kökenli insan hakkında genelleme yapıldığını ileri sürmüştür. TKG’nin değerlendirmesine göre bu araştırma, Avusturya toplumunda Müslümanlara yönelik olumsuz algıyı pekiştiren, ayrımcılığı normalleştiren ve toplumsal düşmanlığı besleyen bir çerçeve üretmektedir.
Siyasal İslam söylemi ve genelleştirici devlet dili
Avusturya’da siyasi uzmanların Türkische Allgemeine’ye aktardığı değerlendirmelere göre, bugün ortaya çıkan çerçevenin oluşmasında yalnızca Avusturya devlet kurumları değil, Türkiye’den Avusturya’ya taşınan siyasi gerilimler de etkili oldu. AKP’nin Avrupa’daki faaliyetleri ile Milli Görüş, MHP ve benzeri Türkiye, Mısır veya diğer ülkeler merkezli siyasi örgütlerin Avusturya’da “camii” adı altında kurduğu yapılar, Avusturya siyasetinde “siyasal İslam” söyleminin yükselmesine zemin hazırladı. Bu söylem zamanla, devletin tarafsızlık ilkesine ve anayasal yükümlülüklerine aykırı biçimde, tüm Müslümanları potansiyel tehdit gibi çerçeveleyen bir politik dile dönüştü.
2011 sonrası DEAŞ terörünün yarattığı korku ortamı, 2015’ten itibaren Suriye ve Afganistan’dan gelen sığınmacılar, bazı suç vakaları ve sokak çeteleri, bu söylemin siyasi amaçlarla araçsallaştırılmasını daha da kolaylaştırdı. Böylece Avusturya’da 60 yıldır yaşayan Türkiye kökenliler, Bosna’dan gelen Müslümanlar ve diğer ülkelerden yaklaşık 800 bine yakın Müslüman kökenli insan, birbirinden tamamen farklı yaşam deneyimlerine sahip olmalarına rağmen tek bir “Müslüman” etiketi altında toplanarak toplumsal algıda değersizleştirildi ve damgalandı.
Bilimsel kamu araştırması olarak sunulan ve üzerinde “Avusturya Cumhuriyeti” ibaresi taşıdığı için normatif inandırıcılığı yüksek olan bu paket, gerçekte arkasında siyasi bir partinin etkisinin bulunduğu bir yapı tarafından hazırlanmış görünüyor. Bu durum, hem devlet kurumlarının tarafsızlığına hem de anayasal güvene zarar veren bir tablo ortaya koyuyor.
Tarihsel uyarı: 1900 yılları Viyana’da Hiristiyan Sosyalist Karl Lueger döneminin gölgesi
TKG’ye göre bu süreç yalnızca yanlış bir temsil sorunu değildir; toplumsal algıyı uzun vadede biçimlendiren, dışlamayı normalleştiren ve siyaseten “kullanıma hazır” bir çerçeve üreten bir mekanizmadır. TKG bu mekanizmanın, 1900’lerin başında Viyana’da Karl Lueger döneminde Yahudilere karşı kullanılan söylemsel tekniklerle yapısal benzerlikler taşıdığını; farklı bir tarihsel bağlamda bu kez Müslümanlara yönelmiş bir kültürel ırkçılık biçimi olarak yeniden üretildiğini savunmaktadır.
Bilim değilse, bu bir demokrasi meselesidir
TKG’nin uyarısı tam da bu noktada yoğunlaşmaktadır: Devletin finanse ettiği araştırmalar, toplumu bilgilendirmek yerine toplumu belirli bir azınlığa karşı konumlandıran bir araca dönüşmüşse, bu artık yalnızca bilimsel bir sorun değil; doğrudan demokrasi ve hukuk devleti sorunudur.
“Kültürel ırkçılık” iddiası: “Irksız ırkçılık” mekanizması
TKG, bu yaklaşımın sosyal bilim literatüründe “ırksız ırkçılık” olarak da tarif edilen kültürel ırkçılık (kultureller Rassismus / Neorassismus – “ırk olmadan ırkçılık”, Rassismus ohne Rasse) mekanizmasıyla örtüştüğünü savunuyor. İddiaya göre biyolojik “ırk” söylemi kullanılmadan; “kültür”, “din” veya “yaşam biçimi” üzerinden kurulan, değişmez ve kalıcı varsayılan özelliklerle bir grubu sürekli “uyum sorunu” kategorisine yerleştiren dil, çağdaş insan hakları sisteminde ciddi bir tehdit olarak ele alınıyor.
Avusturya’nın tarihsel hafızası: Karl Lueger uyarısındaki detaylar
TKG dosyasında Avusturya’nın tarihsel sorumluluğuna da işaret ediyor. Özellikle 1900’lü yılların başında Viyana Belediye Başkanı Karl Lueger ile başlayan ve daha sonra Avusturya siyasi kültüründe farklı din ve kökenden insanlara yönelik insanlıktan çıkarma, düşmanlaştırma ve damgalama pratiklerine dönüşen süreçlerin sonuçlarının tarihsel olarak bilindiği hatırlatılıyor. Bu nedenle TKG’ye göre devlet kurumlarının ve devlet adına konuşan yapıların, azınlıklar hakkında “bilimsel” görünüm altında inşa edilen problem çerçevelerine karşı çok daha hassas, daha sınırlayıcı ve daha denetlenebilir bir çizgide kalması gerekir.
100 yıl sonra aynı yöntem: Modern dil, “bilimsellik” ambalajı
TKG’ye göre aradan 100 yılı aşkın süre geçmiş olmasına rağmen benzer dışlama mekanizmaları modern bir dil ve “bilimsellik” ambalajı altında yeniden üretilmektedir. 2000’li yıllarda önce Türkiye kökenli kişilerin, 2025’e gelindiğinde ise “Integrationsbarometer 2025” adı altında Müslümanların hedef alınması, kültürel ırkçılığın kurumsal düzeyde geldiği kritik noktayı göstermektedir.
Siyasi propaganda aşaması: Verinin “malzeme”ye dönüşmesi
Tartışmanın en görünür boyutlarından biri, Integrationsbarometer 2025’in siyasi iletişimde doğrudan kullanılabilir hale gelmesidir. TKG’nin aktardığına göre iktidardaki aynı siyasi parti, araştırmayı sosyal medya iletişiminde “Avusturya halkı Müslümanları beğenmiyor, uyum sorunu var” anlamına gelecek şekilde kullanmış; böylece Müslüman kökenli insanları homojen bir “sorun kategorisi” gibi sunan dili daha da pekiştirmiştir. TKG’ye göre bu, yalnızca bir siyasi mesaj değildir; devlet destekli bir kurumun ürettiği verinin azınlıklar aleyhine propaganda aracına dönüşmesinin somut örneğidir.
Tepkiler geldi, gündem düştü: Denetim boşluğu
Bu paylaşımın ardından koalisyon ortakları ve siyasi aktörlerden tepkiler geldiği; SPÖ Maliye Bakanı’nın özür dilediği, NEOS ve Yeşillerin sert eleştirilerde bulunduğu ve paylaşımın toplum üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekildiği belirtiliyor. Ancak TKG’ye göre tartışma birkaç gün içinde gündemden düşmüş; sürdürülebilir bir denetim mekanizması oluşmamıştır. Parlamentoda bir soru önergesi verilmiş olsa da, etkin bir takip yapılmadığı vurgulanmaktadır.
İddianın “sert” bölümü: Yöntem ve ICC/ESOMAR etik kodu
TKG’nin şikâyet dosyası yalnızca siyasi kullanım sorununa değil, araştırmanın yöntemsel ve etik boyutuna da odaklanıyor. TKG, Müslümanlara yönelik soru kurguları ve tanımlamaların, ICC/ESOMAR etik koduna (ICC/ESOMAR Ethik-Kodex) aykırı şekilde damgalayıcı ve dışlayıcı bir çerçeve yarattığını savunuyor. Bu nedenle TKG, 18 Aralık 2025 tarihinde yayımladığı basın bildirisiyle kamuoyunu bilgilendirdiğini; araştırmanın ve bu araştırmanın propaganda malzemesine dönüştürülmesinin tehlikelerine dikkat çektiğini belirtiyor.
Dosyanın ikinci ekseni: SLAPP benzeri baskı iddiası
Şikâyetin ikinci temel ekseni, eleştiriye karşı geliştirildiği ileri sürülen baskı pratiğidir. TKG, anayasal olarak korunan eleştirilerden sonra ÖIF’nin şeffaflık veya bilimsel tartışma yolunu seçmek yerine “yargısız uzlaşma teklifi” (prätorischer Vergleich), “icra tehdidi” (Exekutionsandrohung) ve 35.000 avroluk ihtilaf değeri (Streitwert) içeren hukuki girişimlerle karşılık verdiğini belirtiyor. TKG, bunun SLAPP niteliği taşıdığını ve sivil toplum üzerinde caydırıcı, sindirici bir etki yarattığını savunuyor.
Avrupa standardı: AB Anti-SLAPP Direktifi masada
AB’nin 2024 tarihli Anti-SLAPP Direktifi, kamu yararına çalışan aktörlerin devlet gücü veya ekonomik güç tarafından hukuki tehditlerle susturulmasını demokratik bir tehdit olarak tanımlıyor. TKG’nin dosyası, yaşananların bir “hukuk tartışması” değil; devlet gücünün eleştiriye karşı nasıl kullanıldığına dair bir demokrasi sorunu olduğunu ileri sürüyor.
En ağır iddia: Ceza Kanunu § 283 (Verhetzung) gölgesi
TKG dosyasında ayrıca Integrationsbarometer 2025’in içerik ve sunum biçiminin Avusturya Ceza Kanunu’nun 283. maddesi (Verhetzung: halkı kin ve düşmanlığa tahrik / topluluklara karşı nefret söylemi) açısından “verhetzungsnah” bir risk taşıdığı belirtiliyor. Bu iddia, yalnızca sorulara değil; sunum biçimine, grafiklere, kategorilere ve siyasi iletişimdeki kullanımına dayandırılıyor. TKG’nin hazırladığı analizde, araştırmanın Müslümanları homojen bir tehdit alanı gibi sunduğu, seçici kategorilerle çalıştığı, görsel sunumda “tehlike çerçevesi” ürettiği ve devlet otoritesiyle birleştiğinde toplumsal düşmanlığı normalleştirebildiği savunuluyor.
Kurumsal başvuru zinciri: 18.12.2025 – 09.02.2026
TKG, 18 Aralık 2025 ile 9 Şubat 2026 tarihleri arasında yalnızca kamuoyu önünde değil, kurumsal düzeyde de kapsamlı bir başvuru süreci yürüttüğünü bildiriyor. Buna göre Avusturya Anayasa Mahkemesi (Verfassungsgerichtshof), kamuoyu araştırma meslek kuruluşları, Cumhurbaşkanlığı, İş Odaları ve Ticaret Odası gibi çeşitli kurumlara başvurular yapıldığı; Integrationsbarometer 2025’in yöntemsel sorunları, etik problemleri ve azınlıklar üzerindeki damgalayıcı etkilerinin tek tek aktarıldığı ifade ediliyor.
“Bu sadece Müslümanların meselesi değil”
Avusturya Türk Kültür Cemiyeti adlı (TKG Think Tank) Viyana merkezli Düşünce Fabrikası , Avusturya’da yaşayan Müslüman kökenli insanların kökenleri, mezhepleri, siyasi görüşleri ve yaşam tarzları arasındaki büyük çeşitliliğe rağmen bilimsel kamu araştırması adı altında tektipleştirilmesi , etiketlendirilmesi sanki DNA’sı bir bir homojen grup gibi gösterilerek damgalanmasını, şeytanlaştırılmasını ve insanlıktan çıkarılmasını hem de önünde “ Avusturya Cumhuriyeti“ ismi olan Uyum fonu
(Integrationsfond) bir „kültürel ırkçılık“( Neorassismus-Irksız ırkçılık) mekanizması olarak tanımlıyor ve durdurulmasını artı resmi sayfalardan silinmesini talep ediyor. TKG’ye göre ayrıca durdurulması gereken şey, tam da bu mekanizmanın ürettiği toplumsal etki.
„Devletin kurumları hangi kökten, dinden ve mezhepten olursa olsun tüm insanlara karşı tarafsız olmalı“
Burada mesele Müslümanların temsil edilmesi değil. Mesele, Avusturya Anayasası’nın ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin açıkça koruduğu temel hakların, devlet adına( Integrationsfond der Republik) faaliyet yürüten bir kurum tarafından zedelenmesidir. Bağımsız olması gereken bir kurumun, bir siyasi partinin etkisi altında hareket eder hale gelmesi, yalnızca Müslümanları değil, Avusturya´da her dine, dinden olan insanlar veya kökeni ne olursa olsun tarafsız olması gereken devlet kurumlarına duyulan güveni de aşındırıyor. TKG’nın bu durumu istemediği şöyle ifade etti: „Devletin kurumları hangi kökten, dinden ve mezhepten olursa olsun tüm insanlara karşı tarafsız olmalı“
Avusturya’ya göç eden birçok insan, demokratik kurumların zayıf olduğu, keyfi yönetimlerin bulunduğu ülkelerden geliyor. Bu nedenle Avusturya’nın, İkinci Dünya Savaşı sonrası inşa ettiği güçlendirilmiş anayasal düzeni, kuvvetler ayrılığı ve temel haklar sistemi, toplumun tüm kesimleri için güvence niteliğinde. Tam da bu yüzden, üzerinde “Avusturya Cumhuriyeti” yazan bir kurumun, bilimsel araştırma adı altında belirli bir topluluğu hedef alan, onları potansiyel tehdit gibi gösteren çalışmalar yürütmesi, bu anayasal güvenceyle bağdaşmıyor.
TKG, devlet kurumlarının toplumda kutuplaşma, güvensizlik ve damgalama üreten uygulamalara zemin hazırlamaması gerektiğini vurguluyor. Avusturya’da yaşayan Müslümanların tamamının aynı kategoriye konması, aynı şekilde etkilenmesi ve topluca damgalanması demokratik bir hukuk devletinde kabul edilemez.
Araştırmayı hazırlayan yapı: “2014 bağlantısı” iddiası
TKG, araştırmayı hazırlayan kişi ve yapının geçmişte de benzer tartışmaların odağında yer aldığına dikkat çekiyor. TKG’nin değerlendirmesine göre bu kişinin 2014 yılında gündeme gelen Müslüman araştırmalarıyla bağlantısı ve 2015’ten itibaren Integrationsfonds yapısı içinde bu araştırmaları sürdürmesi, mesleki bağımsızlık, bilimsel tarafsızlık ve etik sorumluluk açısından ayrıca sorgulanması gereken bir tablo yaratmaktadır.
APA OTS metni ne dedi?
APA OTS’te yayımlanan basın açıklamasında TKG, Entegrasyon Barometresi 2025’in bilimsel tarafsızlık görüntüsü altında dini azınlıkları etiketleyen, kategorize eden ve toplumsal algıda kalıcı biçimde damgalayan bir çerçeve ürettiğini vurguladı. Metinde özellikle, ÖIF’nin yayımladığı çalışmanın Müslümanları çoğul, heterojen bir topluluk olarak değil, homojen ve sorunlu bir grup gibi sunduğu; bunun toplumsal dışlamayı normalleştirme riski taşıdığı; yayının siyasi söylemde doğrudan kullanılabilir nitelikte olduğu ve bu nedenle demokratik açıdan son derece hassas olduğu belirtildi. TKG, devlet kurumlarının bir hukuk devletinde “yangın çıkaran değil, yangın söndüren” rol üstlenmesi gerektiğini şu sözlerle ifade etti: “Çoğulcu, kuvvetler ayrılığına dayalı bir hukuk devletinde, devlet kurumlarının görevi toplumu kutuplaştırmak değil, sakinleştirmek ve korumaktır.”
Bir araştırma değil, bir demokrasi testi
Volksanwaltschaft’a sunulan şikâyet dilekçesi, yalnızca bir yayın içeriğini değil, devlet gücünün nasıl kullanıldığına dair yapısal bir sorunu konu ediniyor. Dosyanın merkezinde iki eksen var: 2000–2025 arasında devam ettiği ileri sürülen yapısal damgalama ve kültürel ırkçılık mekanizması ile eleştiri sonrası ortaya çıktığı savunulan SLAPP etkisi. TKG’ye göre bu mesele yalnızca Müslümanları ilgilendirmiyor; Avusturya’da hukuk devletinin, ifade özgürlüğünün ve demokratik denetimin geleceğiyle doğrudan bağlantılı. Devlet gücüyle üretilen iletişim ayrımcılığı normalleştirmemeli; bilim görüntüsü altında damgalama yapılmamalı; eleştiri hukuki tehditlerle bastırılmamalıdır.
Kaynaklar
APA OTS basın açıklaması (09.02.2026): https://www.ots.at/presseaussendung/OTS_20260209_OTS0006/tkg-schaltet-volksanwaltschaft-ein-integrationsbarometer-2025-stigmatisierung-und-slapp-aehnliche-drohkulisse
TKG – Integrationsbarometer 2025: Olası Verhetzungsnähe analizi: https://www.turkischegemeinde.at/integrationsbarometer-2025-analyse-der-moeglichen-verhetzungsnaehe-%c2%a7-283-stgb-im-kontext-des-kulturellen-rassismus/
TKG – Integrationsbarometer 2025: Olası Kışkırtma Verhetzungsnähe Analizi: https://www.turkischegemeinde.at/integrationsbarometer-2025-analyse-der-moeglichen-verhetzungsnaehe-%c2%a7-283-stgb-im-kontext-des-kulturellen-rassismus/
TKG’nin tüm APA OTS basın bildirileri





