Somali’ye milyarlık destek, KKTC’ye ret: Türk milletinin parası nereye akıyor?
Somali’ye ne verdik, karşılığında ne aldık, kim kazandı ve bu hesabı kim denetledi?
Birol Kılıç, Viyana’da gözlem ve analizler, 26.08.2026
Türkiye, Somali’ye yalnızca insani yardım göndermiyor; Somali devlet bütçesini destekliyor, bazı kamu görevlileri ile askerlerin maaşlarının finansmanına katkı sağlıyor, ordusunu eğitip donatıyor, donanmasının kurulmasına yardım ediyor ve deniz güvenliğinde sorumluluk üstleniyor. Türkiye’nin Somali’deki toplam insani yardımının yaklaşık 1 milyar dolara ulaştığı belirtiliyor. Buna askerî eğitim, silah, teçhizat, üs, deniz güvenliği ve enerji arama giderlerinin dâhil olup olmadığı ise açık değil.
Buna karşılık Mogadişu, Ankara’nın “millî dava” olarak sunduğu KKTC konusunda Türkiye’nin yanında durmuyor. Ancak olayın asıl düğümü Somali’nin diplomatik tercihi değil; Türk milletinin parasının hangi şartlarla, ne miktarda, kimlerin yararına ve hangi denetim altında harcandığının bugüne kadar bütünüyle açıklanmamış olmasıdır.
Somali Federal Parlamentosu Halk Meclisi Başkanı Abdulkadir Mohamed Nur, seçilmesi dolayısıyla kendisini kutlayan KKTC Cumhuriyet Meclisi Başkanı Ziya Öztürkler’e teşekkür ederken Öztürkler’i “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisi Başkanı” şeklindeki resmî unvanıyla andı. Nur, 10 Ağustos 2026’da 142 oyla bu göreve seçilmişti. Küçük ama sembolik bir diplomatik jestti. Tepkiler üzerine paylaşım silindi. Dört gün sonra, 21 Ağustos’ta Somali Dışişleri Bakanlığı devreye girerek Federal Hükümet’in Kıbrıs politikasında herhangi bir değişiklik olmadığını, yalnızca Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanıdığını ve Meclis Başkanı’nın paylaşımının Somali dış politikasını temsil etmediğini açıkladı.
Bu noktada çoğu haberin gözden kaçırdığı önemli bir ayrıntı bulunuyor. “KKTC” adını kullanıp daha sonra kendi devletinin resmî çizgisiyle karşı karşıya kalan Nur, sıradan bir Somalili siyasetçi değil. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde uluslararası ilişkiler eğitimi gördü, Türkiye bursuyla okudu, Somali’nin Ankara Büyükelçiliğinde diplomat olarak çalıştı ve Türkiye’yi “ikinci vatanı” diye nitelendirdi.
Nur, 8 Şubat 2024’te dönemin Somali Savunma Bakanı sıfatıyla, Türkiye Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler ile Savunma ve Ekonomik İş Birliği Çerçeve Anlaşması’nı imzalayan isimdi. Yani Türkiye’nin Somali’de yetiştirdiği ve en yakın çalıştığı siyasi figürlerden biri bile Kıbrıs meselesinde kişisel yakınlığıyla devletinin resmî çıkarı arasında kaldığında Mogadişu’nun çizgisinin dışına çıkamıyor.
Bunu yalnızca “nankörlük” diye açıklamak kolaycılık olur. Somali kendi devlet aklıyla hareket ediyor. Ankara’nın sorgulanması gereken tarafı ise Türk milletinin parasıyla oluşturulan bu yakınlığın sınırlarını, maliyetini ve Türkiye’ye sağladığı gerçek karşılığı açıklamamasıdır.
Somali neden KKTC’yi tanımıyor?
Somali’nin tavrı hukuken sürpriz değildir. Türkiye dışında hiçbir Birleşmiş Milletler üyesi devlet KKTC’yi tanımıyor. Mogadişu yönetimi de BM Şartı ile Güvenlik Konseyinin 541 ve 550 sayılı kararlarına dayanıyor.
Somali bakımından meselenin daha hassas bir yönü de var. Mogadişu, 1991’den beri fiilen ayrı yönetilen Somaliland’ın bağımsızlığını kabul etmiyor ve ülkenin toprak bütünlüğünü savunuyor. İsrail’in Aralık 2025’te Somaliland’ı tanımasının ardından bu konu Somali dış politikasının merkezine yerleşti. Türkiye de İsrail’in kararını “hukuka aykırı ve kabul edilemez” olarak nitelendirerek Somali’nin birlik ve toprak bütünlüğünü savundu.
Dolayısıyla Mogadişu, Somaliland’ın tanınmasına karşı çıkarken KKTC’yi tanımayı kendi hukuki ve diplomatik tezleri bakımından çelişkili görüyor. Somali kendi ulusal çıkarını gözetiyor. Asıl soru şudur: Ekonomik darboğazdaki Türkiye, kendi milletinin parasını ve askerî gücünü Somali için neden bu ölçüde seferber ediyor ve bunun hesabını kime veriyor?
Somali’de memur ve asker maaşlarına Türk milletinin parası
Türkiye’nin Somali politikası, 2011’deki büyük kıtlık sırasında başlayan insani yardımın çok ötesine geçti. Ankara zamanla Somali devletinin yeniden inşasını destekleyen başlıca aktörlerden biri oldu. Hastaneler, yollar ve kamu binaları yapıldı; öğrencilere burs verildi; asker, polis ve kamu görevlileri eğitildi. Türk şirketleri Mogadişu Limanı ile havalimanının işletmesine girdi.
İşin en çarpıcı kısmı, doğrudan bütçe yardımının nerede kullanıldığıdır. TBMM Dışişleri Komisyonunda Dışişleri Bakan Yardımcısı Ayşe Berris Ekinci’nin verdiği bilgiye göre Türkiye, 2013’ten bu yana Somali’ye doğrudan bütçe katkısı sağlıyor. Ayrıca 5 Ocak 2023’te imzalanan anlaşmayla Somali Federal Hükümetine 30 milyon dolarlık nakit hibe verildi.
Ekinci’nin açıklamasına göre bu bütçe yardımı Somali Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık ofislerinin giderleriyle kamu görevlilerinin ve askerlerin maaş ödemelerinde kullanılıyor.
Demek ki mesele yalnızca aç bir Somalili çocuğa ekmek götürmek değildir. Türkiye, başka bir devletin yönetim giderlerinin ve maaş ödemelerinin finansmanına doğrudan katkıda bulunuyor. İnsani yardım insanlık görevidir; ancak yabancı bir hükümetin makam giderlerini, memur ve asker maaşlarını finanse etmek insani yardımın ötesine geçen bir devlet desteğidir.
Türk emeklisi geçim sıkıntısı çekerken, çiftçi borç altındayken, gençler barınma ve iş bulma sorunuyla karşı karşıyayken böyle bir harcamanın miktarı, süresi, denetimi ve Türkiye’ye sağladığı somut karşılık açıkça anlatılmalıdır.
Türk askeri Somali ordusunun omurgasını kuruyor
Türkiye’nin Somali’deki varlığı parayla sınırlı değil. 2017’de faaliyete geçen TURKSOM, Türkiye’nin yurt dışındaki en büyük askerî eğitim merkezlerinden biridir. TBMM Dışişleri Komisyonunda açıklanan rakamlar, faaliyetin boyutunu gösteriyor.
TURKSOM’da yaklaşık 600 subay ve 600 astsubay yetiştirildi. Yaklaşık 400 subay ve astsubayın eğitimi sürüyor. Özel kuvvet eğitimi kapsamında ayrıca yaklaşık 400 subay ve astsubay yetiştirildi. “Gorgor” adı verilen dört tugay oluşturuldu; tazeleme ve bütünleme eğitimleriyle birlikte eğitilen erbaş ve er sayısı yaklaşık 11 bine ulaştı. Millî Savunma Üniversitesinde de yaklaşık 1.600 Somalili personele kurs verildi. TBMM’de yapılan açıklamaya göre bu birliklerin donatımı da Türkiye tarafından sağlanıyor.
Bu rakamlar farklı eğitim programlarının bazı katılımcılar bakımından birbiriyle örtüşüp örtüşmediğini göstermediği için toplanarak kesin bir toplam kişi sayısı çıkarılamaz. Ancak ortaya çıkan tablo açıktır: Türkiye, Somali’ye yalnızca para veya silah vermiyor; Somali ordusunun eğitimli birliklerini kuruyor ve donatıyor.
Türk askerinin Eş-Şebab tehdidinin sürdüğü böylesine riskli bir coğrafyada hangi somut millî amaçla bulunduğu, görev sınırlarının ne olduğu, faaliyetlerin yıllık maliyeti ve harcamaların nasıl denetlendiği ise kamuoyuna ayrıntılı biçimde açıklanmıyor.
Ankara’nın Somali hesabı nedir?
İktidarın Somali politikasının arkasında birkaç somut hesap bulunuyor. Somali, Aden Körfezi ile Hint Okyanusu arasındaki kritik deniz güzergâhında yer alıyor. Kızıldeniz’e, Süveyş Kanalı’na ve Körfez ülkelerine uzanan ticaret yolları bakımından stratejik bir konuma sahip. Ankara, Somali üzerinden Afrika Boynuzu’nda askerî, diplomatik ve ekonomik nüfuz elde etmek istiyor.
Ekonomik boyut daha da belirleyici. Şubat 2024’te imzalanan on yıllık Savunma ve Ekonomik İş Birliği Çerçeve Anlaşması kapsamında Türkiye’nin Somali donanmasının kurulmasına, eğitimine ve donatılmasına yardım etmesi; Somali kıyılarında yasa dışı balıkçılık, korsanlık, kaçakçılık ve dış müdahalelere karşı deniz güvenliğini desteklemesi öngörülüyor.
Anlaşmanın ayrıntıları kamuoyuna bütünüyle açıklanmadı. Bazı basın haberleri ile Somalili yetkililerin açıklamalarına göre Türkiye’nin, katkıda bulunduğu Somali açıklarındaki bazı enerji projelerinden elde edilecek gelirlerin yüzde 30’una kadar pay alması gündeme geliyor. Fakat bu oran açıklanmış ayrıntılı ve tartışmasız bir uygulama sözleşmesiyle doğrulanmadığı için kesinleşmiş gelir gibi sunulamaz.
Ankara’nın hesabı yalnızca “ümmet kardeşliği” değildir. Deniz yolları, limanlar, askerî nüfuz, savunma sanayisi ve enerji kaynakları bu politikanın gerçek gövdesini oluşturuyor.
Petrol anlaşmasındaki yüzde 90 ne anlama geliyor?
Türkiye ile Somali hükümetleri arasında 7 Mart 2024’te hidrokarbon alanında bir anlaşma imzalandı. Bunun ardından devlet kuruluşu TPAO ile Somali Petrol İdaresi arasında hem denizde hem de karada arama ve üretim faaliyetlerine ilişkin uygulama anlaşmaları yapıldı.
Somali kara sahalarında TPAO’ya yaklaşık 16 bin kilometrekarelik üç alanda iki ve üç boyutlu sismik araştırma hakkı verildi. Denizde ise Oruç Reis sismik araştırma gemisinin çalışmalarından sonra Çağrı Bey derin deniz sondaj gemisi 2026’da Somali açıklarındaki Curad-1 kuyusunda sondaja başladı.
Kamuoyunda en çok tartışılan konu, anlaşmada geçen yüzde 90’lık “maliyet petrolü” hükmüdür. Yayımlanan anlaşma metnine göre Türkiye tarafından belirlenen kuruluşlar, arama, geliştirme ve üretim için yaptıkları masrafları karşılamak amacıyla yıllık üretimin yüzde 90’a kadar olan bölümünü “maliyet petrolü” kapsamında kullanabilecek.
Bu, üretimin yüzde 90’ının doğrudan ve sürekli olarak Türkiye’nin net kârı olacağı anlamına gelmiyor. Maliyet petrolü, yatırımcının yaptığı harcamayı üretim üzerinden geri almasına yarayan bir sistemdir. Ancak yüzde 90 gibi yüksek bir tavan, giderlerin nasıl hesaplanacağı ve denetleneceği sorusunu çok önemli hâle getiriyor. Maliyetler yüksek gösterilirse kâr olarak paylaşılabilecek bölüm uzun süre düşük kalabilir.
Somali’nin telif veya devlet hakkı niteliğindeki payı ise anlaşmada yüzde 5 ile sınırlandırılıyor. Bu yüzde 5 de Somali’nin bütün gelirlerden alacağı nihai toplam pay değildir; kalan kâr petrolünün paylaşımı, vergiler ve diğer gelir kalemleri ayrıca değerlendirilmelidir.
Bu nedenle “Türkiye petrolün yüzde 90’ını alıyor, Somali’ye yalnızca yüzde 5 kalıyor” demek teknik olarak doğru değildir. Doğru soru şudur: Hangi masraf maliyet sayılacak, bu masrafları kim denetleyecek, kalan üretim nasıl paylaşılacak ve Türkiye’nin üstlendiği mali riskin gerçek büyüklüğü ne olacaktır?
Üstelik ekonomik olarak çıkarılabilir petrol veya doğal gaz rezervi bulunduğu henüz garanti değildir. Türk milletinden arama, sondaj, gemi, personel ve güvenlik için bugün çıkan para gerçektir; elde edileceği söylenen gelir ise sondaj sonuçlarına ve gelecekteki üretime bağlıdır.
Özel şirketlere açık kapı
Hidrokarbon anlaşmasının bir başka önemli hükmü, TPAO’ya veya Türkiye tarafından yetkilendirilen başka kuruluşlara sahip oldukları hakları üçüncü taraflara devretme imkânı tanıyor. Bu hüküm, ileride özel ortakların, alt yüklenicilerin, lojistik ve güvenlik şirketlerinin projeye girebilmesine hukuki zemin oluşturuyor.
Şimdilik petrol sahalarına hangi özel şirketlerin ortak olacağı, sondaj, nakliye, tedarik, güvenlik ve sigorta işlerini kimlerin alacağı kamuoyuna açıklanmış değil. Erdoğan’ın akrabalarının veya belirli AKP’li şirketlerin petrol anlaşmasında doğrudan pay sahibi olduğunu gösteren doğrulanmış bir belge de bulunmuyor.
Ancak Somali’deki diğer büyük ekonomik faaliyetlerde iktidara yakın Türk şirketlerinin varlığı açıkça görülüyor.
Mogadişu Havalimanı ve AKP adayı Süleyman Kozuva
Mogadişu’daki Aden Abdulle Uluslararası Havalimanı’nı Favori Airports işletiyor. Şirket, Kozuva Şirketler Grubu’na bağlı. Kozuva Grubu kendi açıklamasında, havalimanı işletmesini Eylül 2013’te 20 yıllığına üstlendiğini belirtiyor.
Grubun yöneticilerinden Süleyman Kozuva, 2019 yerel seçimlerinde AKP’nin Çerkezköy belediye başkan adayıydı. Kozuva, 2023 seçimleri öncesinde de AKP’den Tekirdağ milletvekili aday adayı oldu. Dolayısıyla burada yalnızca dolaylı bir “iktidara yakınlık” iddiası bulunmuyor; şirket ailesinin önde gelen bir üyesinin doğrudan AKP’den siyasi adaylığı söz konusu.
Somali’nin Financial Governance Committee tarafından hazırlanan resmî mali yönetişim raporu da Favori sözleşmesini eleştirdi. Rapora göre Somali Parlamentosu, şirketin seçilme sürecine ve rekabetçi ihale yapılmamasına itiraz etti. Sözleşmede şirketin ücret yapısının ve maliyetleri nasıl hesaplayacağının yeterince açık olmadığı, gelir hedefleri ile mali performans ölçütlerinin belirlenmediği kaydedildi.
Şirket havalimanı işletmesini 20 yıllığına aldığını belirtirken 2016 tarihli Somali raporunda eski sözleşme süresi 15 yıl olarak geçiyor. Bu farklılık sözleşmenin sonradan değiştirilmesinden veya farklı başlangıç tarihlerinden kaynaklanabilir. Güncel sözleşmenin bütün ekleri açıklanmadığı için kesin hüküm vermek mümkün değil.
Mogadişu Limanı ve Albayrak Grubu
Mogadişu Limanı’nı ise Albayrak Grubu işletiyor. Anadolu Ajansının haberine göre şirket, 2020’de Somali hükümetiyle limanın işletilmesi ve rehabilitasyonu için yeni bir 14 yıllık sözleşme imzaladı.
Albayrak Grubu, Yeni Şafak gazetesi ve TVNET’in de arkasındaki sermaye grubudur. Media Ownership Monitor, şirketin AKP ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yakın ilişkilerine dikkat çekiyor. Ancak önemli bir ayrım yapılmalıdır: Mogadişu Limanı’nı işleten Albayrak ailesi, Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’ın ailesi değildir. İki aile arasında belgelenmiş bir akrabalık bulunmuyor. “Liman Erdoğan’ın damadının ailesine ait” demek yanlış olur.
Somali’nin resmî mali yönetişim raporunda Albayrak sözleşmesi hakkında da ciddi eleştiriler yer aldı. Raporda ölçülebilir performans göstergelerinin bulunmadığı, gelir paylaşımının hangi ekonomik hesaba dayandığının açık olmadığı, uyuşmazlık çözüm mekanizmasının yetersiz kaldığı ve güvenilir bir ihale sürecinin bulunmadığı belirtildi.
Rapora göre Albayrak, 2016 başında Somali hazinesine yaptığı gelir ödemelerini önce sınırlandırdı, ardından durdurdu. Somali hükümetiyle geçici bir anlaşmaya varılarak sözleşmenin yeniden görüşülmesi gündeme geldi. Bunlar 2016 tarihli raporda yer alan tarihsel tespitlerdir; 2020’de imzalanan yeni sözleşmenin aynı şartları taşıdığı anlamına gelmez. Fakat eski tartışmalar, güncel sözleşmelerin neden tüm mali ayrıntılarıyla açıklanması gerektiğini gösteriyor.
Kamu desteğiyle özel kazanç mı yaratılıyor?
Somali dosyasında kamu yararıyla iktidara yakın özel şirketlerin ticari çıkarlarının nerede ayrıldığı sorusu cevapsızdır.
Türk devleti Somali’ye bütçe yardımı yapıyor. Türk askeri Somali ordusunu eğitiyor ve donatıyor. Türkiye Somali denizlerinin korunmasında sorumluluk üstleniyor. Türk kamu kuruluşu TPAO, Somali’de petrol arıyor. Aynı ekonomik alanda AKP’nin eski belediye başkan adayı ve milletvekili aday adayının ailesine ait şirket havalimanını, iktidara yakın Yeni Şafak grubunun sahibi olan aile ise limanı işletiyor.
Bu durum tek başına yasa dışı bir menfaat aktarımını kanıtlamaz. Bir şirket sahibinin siyasi tercihi, yaptığı bütün işleri kendiliğinden hukuka aykırı hâle getirmez. Fakat kamu kaynaklarıyla kurulan askerî ve diplomatik nüfuzun ekonomik meyvelerini hangi özel şirketlerin topladığı mutlaka sorgulanmalıdır.
Petrol anlaşmasındaki üçüncü taraflara hak devri imkânı da düşünüldüğünde şu sorular cevapsız kalıyor: Petrol ve doğal gaz projelerine hangi özel şirketler alınacak? Alt yükleniciler hangi yöntemle seçilecek? Rekabetçi ve açık ihale yapılacak mı? Bu şirketlerin ortaklık yapıları açıklanacak mı? TPAO’nun üstlendiği maliyetlerle özel şirketlerin elde edeceği kazanç birbirinden nasıl ayrılacak?
Parayı millet ödüyor, hesabı kim veriyor?
TURKSOM’un kuruluş ve yıllık işletme maliyeti nedir? Somali ordusuna verilen silah, mühimmat, araç ve diğer teçhizatın toplam değeri kaçtır? Türk askerinin bölgede bulunmasının yıllık bütçesi nedir? Somali’ye yapılan doğrudan bütçe yardımları hangi kurum tarafından denetlenmektedir? Somali hükümeti bu paranın nasıl harcandığına ilişkin Türkiye’ye ayrıntılı hesap vermekte midir?
Türkiye’nin 2011’den bu yana Somali’ye yaptığı insani yardım için yaklaşık 1 milyar dolarlık bir büyüklükten söz ediliyor. Fakat bu toplamda kamu kaynaklarının, belediyelerin, Kızılayın, TİKA’nın, özel bağışların ve sivil toplum kuruluşlarının payları açık biçimde ayrıştırılmıyor. Askerî eğitim, teçhizat, üs, donanma desteği, deniz güvenliği, sismik araştırma ve sondaj harcamalarının bu rakama dâhil olup olmadığı da bilinmiyor.
Bu nedenle “Türkiye Somali’ye toplam ne kadar harcadı?” sorusunun bugün kamuoyuna açık, tek ve denetlenebilir bir cevabı bulunmuyor.
Dahası, TBMM’de muhalefet milletvekilleri, Somali’ye gönderilen bazı yardım ve hibelerin orada faaliyet gösteren Türk şirketlerinin Somali hükümetinden olan alacaklarını karşılamak için kullanıldığı yönündeki basın iddialarını gündeme getirdi. Dışişleri Bakan Yardımcısı ise “bizim tarafımızda basına yansıyan şekliyle bir bilgi bulunmamaktadır” cevabını verdi. Bu yanıt, iddiayı doğrulamıyor; fakat ayrıntılı ödeme zincirini de ortaya koymuyor.
Devlet yardımı ile belirli özel şirketlerin ticari alacağı birbirine karışıyorsa mesele dış politikadan çıkar, kamu kaynağının kimin yararına kullanıldığı sorusuna dönüşür. Bu nedenle anlaşmaların, ödeme listelerinin, şirket isimlerinin ve denetim raporlarının kamuoyuna açılması gerekir.
KKTC parayla tanıtılamaz, fakat siyasi karşılık sorulur
Devletlerin tanıma kararları para karşılığında verilmez, verilmemelidir. Türkiye’nin insani yardımı da Somali halkına karşı bir şantaj aracına dönüştürülemez. “Size yardım ettik, KKTC’yi tanımak zorundasınız” yaklaşımı ne hukuken ne de ahlaken savunulabilir.
Ancak diplomasi yalnızca para vermek değildir. Yaklaşık 1 milyar dolarlık insani yardım, doğrudan bütçe desteği, askerî eğitim, silah ve teçhizat, deniz güvenliği ve siyasi destek sağlanan bir ülkeyle ilişkilerde Türkiye’nin temel tezlerinin ne ölçüde karşılık bulduğu sorgulanabilir.
Somali kendi çıkarını açıkça gözetiyor. Somaliland’ın tanınmasına karşı çıkarken KKTC’yi tanımayı kendi toprak bütünlüğü tezine aykırı görüyor. Ankara da Somali’nin toprak bütünlüğünü uluslararası alanda savunuyor. Buna karşılık Mogadişu, Kıbrıs konusunda Ankara’nın tezini değil kendi devlet çıkarını esas alıyor.
Tartışılması gereken, Somali’nin neden kendi çıkarına göre davrandığı değil; Türkiye’nin bu kadar büyük bir ekonomik ve askerî taahhüdü hangi şartlarla üstlendiği ve Türk milletinin karşılığında ne kazandığıdır.
İnsani yardım başka, hesapsız dış politika başka
Türkiye’nin Somali halkına 2011 kıtlığı sırasında yardım etmesi değerli ve savunulabilir bir politikadır. Türk doktorlarının, yardım görevlilerinin, diplomatlarının, askerlerinin ve sivil toplum kuruluşlarının emeği küçümsenemez. Fakat bu insani başarı iktidara sınırsız ve denetimsiz harcama yetkisi vermez.
Yoksullaşan Türk milletinin vergisiyle başka bir devletin makam giderlerine, memur ve asker maaşlarına katkı sağlamak; ancak açık bir strateji, şeffaf bir bütçe, güçlü bir denetim ve ölçülebilir bir kamu yararı varsa savunulabilir. “Afrika açılımı”, “ümmet dayanışması” ve “stratejik derinlik” gibi büyük sözler mali hesabın yerine geçemez.
Somali olayının gösterdiği gerçek nettir: Dış politikada karşılıksız ve koşulsuz sadakat yoktur. Mogadişu, aldığı yardıma, bütçe desteğine ve askerî eğitime rağmen kendi millî çıkarına göre hareket ediyor.
O hâlde iktidarın Türk milletine şu soruların cevabını vermesi gerekir: Somali’ye bugüne kadar toplam kaç dolar harcandı? Türk askeri orada hangi somut millî amaç için bulunuyor? Enerji ve denizcilik anlaşmaları Türkiye’ye ne zaman ve ne kadar gelir sağlayacak? Riskleri ve maliyetleri kim üstlenecek? Kamu kaynaklarıyla oluşturulan ekonomik alandan hangi özel şirketler yararlanacak? TPAO’nun hakları üçüncü taraflara devredilirse bu şirketler nasıl seçilecek? Ve bütün bu desteğe rağmen Somali, KKTC konusunda Türkiye’nin karşısında duruyorsa, yıllardır övünülen “stratejik ortaklık” gerçekte ne kadar stratejiktir?
Türkiye Somali’ye yardım edebilir. Fakat iktidar bu parayı kendi kasasından dağıtmıyor. Harcanan para, geçim derdindeki Türk milletinin vergisidir. Son söz de soru da milletindir: Somali’ye ne verdik, karşılığında ne aldık, kim kazandı ve bu hesabı kim denetledi?
Kaynaklar
- Somali Dışişleri Bakanlığının Kıbrıs açıklaması, 21 Ağustos 2026:
Somali Dışişleri Bakanlığı - Somali Meclis Başkanı’nın KKTC paylaşımı ve sonrasındaki tartışma:
Somali Guardian - Somali’nin KKTC’yi tanımadığına ilişkin açıklama:
Cyprus Mail - Abdulkadir Mohamed Nur’un 142 oyla Meclis Başkanı seçilmesi:
Somali Ulusal Haber Ajansı SONNA - Nur’un Ankara Üniversitesi eğitimi ve seçilmesi:
Anadolu Ajansı - Nur’un Türkiye bursu, Ankara Büyükelçiliği geçmişi ve Türkiye’yi “ikinci vatanı” olarak nitelendirmesi:
Anadolu Ajansı - Türkiye ile Somali arasındaki Savunma ve Ekonomik İş Birliği Çerçeve Anlaşması:
Anadolu Ajansı - Somali’ye 30 milyon dolar hibe, makam giderleri, maaşlar, TURKSOM, “Gorgor” birlikleri ve askerî eğitim rakamları:
TBMM Dışişleri Komisyonu tutanağı - Somali’ye yapılan yardım, ticaret, yatırım ve deniz güvenliği anlaşmasının kapsamı:
TRENDS Research & Advisory - Türkiye’nin Somali denizlerinden elde edilecek bazı gelirlerden yüzde 30 pay alacağına ilişkin haber ve değerlendirme:
Atlantic Council - Hidrokarbon anlaşmasının yüzde 90 maliyet petrolü, yüzde 5 telif payı ve üçüncü taraflara devir hükümleri:
Nordic Monitor - TPAO ile Somali Petrol İdaresi arasındaki kara sahaları anlaşması:
Türkiye Cumhuriyeti İletişim Başkanlığı - TPAO’nun Somali’deki kara sahalarında yapacağı çalışmalar:
Anadolu Ajansı - Çağrı Bey gemisinin Somali açıklarındaki Curad-1 sondajı:
Drilling Contractor - Favori Airports ve Mogadişu Havalimanı işletmesi:
Kozuva Şirketler Grubu - Süleyman Kozuva’nın 2019’da AKP Çerkezköy belediye başkan adayı olması:
Çerkezköy Belediyesi - Süleyman Kozuva’nın 2023’te AKP Tekirdağ milletvekili aday adaylığı:
Çorlu Ticaret ve Sanayi Odası - Albayrak Grubunun Mogadişu Limanı’nı işletme sözleşmesi:
Anadolu Ajansı - Albayrak Grubunun sahiplik yapısı, Yeni Şafak ve iktidarla ilişkileri:
Media Ownership Monitor - Albayrak ailesi ile Berat Albayrak’ın ailesi arasında akrabalık bulunmadığına ilişkin doğrulama:
Malumatfuruş - Favori ve Albayrak sözleşmelerine ilişkin ihale, gelir paylaşımı, maliyet hesabı ve denetim eleştirileri:
Somali Maliye Bakanlığı – Financial Governance Committee raporu - İsrail’in Somaliland’ı tanıması ve Türkiye’nin tepkisi:
Reuters